
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يم:
اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّه۪ وَالْمُؤْمِنُونَۜ
كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ۜ(…)
وَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم:
مَنْ قَرَأَ بِالْآيَتَيْنِ مِنْ اٰخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ فِي لَيْلَةٍ كَفَتَاهُ.
İşittik ve İtaat Ettik
(16.01.2026)
Dün gece, Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) ilahi huzura kabul edildiği mübarek Miraç Kandili’ni idrak ettik. Rabbim, yaptığımız duaları dergâh-ı izzetinde kabul eylesin; bizleri Miraç’tan ders alan ve kulluğunu bu şuurla yaşayan salih müminlerden eylesin.
Kardeşlerim! Aziz Müminler!
Peygamberimiz (s.a.s.), bu müstesna yolculuktan ümmetine ebedi huzurun kapılarını aralayacak üç büyük hediyeyle dönmüştür:[1] Bu hediyelerin ilki beş vakit namazdır. Namaz; kulun Allah’ın huzuruna varışıdır, dertlerimizin ilacıdır, müminin miracıdır. İkinci hediye; Allah’tan başka ilah olmadığını kabul eden, tevhid üzere yaşayan ve O’na ortak koşmadan can verenlerin -günahları ne kadar büyük olursa olsun- ilahi rahmetle affedilebileceğinin müjdesidir. Miraç’ın üçüncü hediyesi ise bugün üzerinde duracağımız, “Âmenerrasûlu” olarak bildiğimiz Bakara Suresi'nin son iki ayetidir.
Değerli Müminler!
Peygamberimizin; her kim gece vakti bu iki ayeti okursa, o gece kendisine yeteceğini[2] müjdelediği bu ayetler, imanın özünü haykıran şu sözlerle başlar: “Âmene’r-Rasûlü bimâ ünzile ileyhi min Rabbihî ve’l-mü’minûn” Allah’ın Elçisi, Rabbinden kendisine indirilene iman etti; O’na gönül veren müminler de bu ilahi çağrıya icabet ettiler. “Kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih…” Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandılar. “O’nun elçileri arasında ayırım yapmayız” dediler. O Müminler ki, Rablerinden ne geldiyse şöyle karşılık verdiler: “Semi’nâ ve eta’nâ!” Allah’ım! Kulak verdik çağrına, itaat ettik mesajlarına! İmanımızın gereği olarak hem sonsuz ahiret yurduna inandık hem de her şeyin bir kader, ölçü ve nizamla yaratıldığına da… "Ğufrâneke Rabbenâ ve ileykel masîr!" Bağışla bizi Allah’ım! Bizleri sonsuz mağfiretine nail eyle! Biliyoruz ki Allah’ım gelişimiz senden, varışımız sana!
Bakara Suresi'nin son ayetinde Yüce Rabbimiz; insanın omuzlarındaki yükün sınırını ve sorumluluğunu hatırlatır bütün kullara: “Lâ yükellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ” Gücünün yetmediği yük, yüklenmez asla kula! İlahi yasa açık ve net: “Lehâ mâ kesebet ve ‘aleyhâ mektesebet.” Kişinin kazandığı her iyilik kendi yararına, işlediği kötülük de kendi zararına. Bu büyük sorumluluğun idrakiyle, acziyetimizi itiraf eder ve şöyle dua ederiz Yüce Allah’a: “Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi cezalandırma! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize ağır yükler taşıtma! Üstesinden gelemeyeceğimiz şeyleri boynumuza borç kılma!” “Ve’fu annâ, veğfirlenâ, verhamnâ.” Bizleri affeyle Allah’ım, bağışla; rahmetini yağdır biz aciz kullarına! “Ente Mevlânâ fensurnâ a’lel kavmil kâfirîn.” Sahibimiz de sensin Allah’ım, sığınağımız da yardımcımız da sensin, dayanağımız da! Gerçeklerin üzerini örten inkârcılara karşı yardım eyle biz mümin kullarına![3]
Kardeşlerim! Miraç hediyesi olan bu ayetlerin manalarıyla imanımızı her gece yeniden tazeleyelim. Hatalarımız için Rabbimizin engin rahmetine sığınalım. Yastığa başımızı koyduğumuzda, “taşıyamayacağım yükü bana yüklemeyen bir Rabbim var” demenin verdiği o rahatlıkla uyuyalım ve her sabah, O’nun merhametine sığınan bir mümin olmanın izzetiyle yeni güne başlayalım.
Rabbimiz! Bizlere Miraç’ın hediyesi olan namazın tadını, mağfiretin umudunu nasip eyle! Taşıyamayacağımız yükü yükleme, unutursak veya yanılırsak bizi sorumlu tutma. Bizleri senin sonsuz sevgine mazhar olan, iki cihanda aziz kılınan kullarından eyle! (Âmin)
_________________________________________________
DİTİB Hutbe Komisyonu