Hutbeler

PDF-Dosyası Cuma Hutbesi (PDF)

 

İş ve Ticaret Ahlakımız
(20.11.2020)

 

Aziz Kardeşlerim, Değerli Mü’minler!

Endüstri devrimiyle başlayıp dijital teknolojinin sunduğu imkanlarla daha da gelişen ve çeşitlenen, üretim ve tüketimin hiç olmadığı kadar arttığı bir çağda yaşıyoruz. Artık bütün insanlık, uluslarası ekonomik ve ticarî ilişkiler bakımından birbirlerine daha çok bağlı hatta bağımlı hale gelmişlerdir.

Her dönemde olduğu gibi bu dönemde de çalışma hayatımızı düzenleyen, toplumun refah ve huzurunu amaçlayan genel ahlakî değerler ve hukukî normlar vardır. Yüce Dinimiz İslam da, iş ve ticaret hayatımızı ilgilendiren temel emir ve yasaklarında toplumun huzur ve refahını amaçlamıştır. İslam’ın iş ve ticaret hayatı ile ilgili öngördüğü hak ve adalet temelli değerleri, sadece müslümanlar açısından değil, dünyamızın ticarî ve ekonomik barışı açısından da son derece önemlidir.

Değerli Müminler!

Ticaret, üretilen malların veya değerlerin satıcı ve alıcı arasında karşılıklı anlaşmaya dayalı kar amaçlı el değiştirmesi olarak tanımlanmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de ticaretin helal yollar ve karşılıklı rıza temelinde yürütülmesi gerektiği emredilmiş, buna mukabil her türlü hile ve aldatma haram ve insan hakkına tecavüz sayılmıştır. Yüce Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin! Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.”[1]

Aziz Müminler!

İslam’da ticaret ahlakı, doğruluk esası üzerine kurulmuştur. Bu sebeple, üretim aşamasından tüketiciye ulaşıncaya kadar el değiştiren ürünlerin gerek kalite gerekse piyasa değeri ile ilgili, tüketiciye doğru bilgi verilmesi şarttır. İş ve ticarî ilişkilerimizde bu esasa riayet etmenin ne derece önemli olduğunu Peygamber Efendimiz (sav) şöyle bildirmektedir: “Doğru söyleyen ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde Peygamberler ve sıddıklarla birlikte olacaktır.”[2]

Müslüman, her iş ve eyleminde olduğu gibi, ticarî faaliyetlerinde de kalbinde Allah korkusu olan, zerre kadar iyilik ve zerre kadar kötülüğün karşılıksız bırakılmayacağına inanan, ölçü ve tartıda vicdanının hassas terazisini de kullanan, sözünün eri, doğru ve güvenilir olan, zenginliği bir üstünlük aracı değil insanlığa hizmet aracı olarak gören, hayırda yarışan örnek bir şahsiyet olmalıdır.

Buna mukabil çalışma ahlakını bozan, gelir dağılımında adaletsizliğe ve ticaret hayatında anarşiye sebep olan kısa yoldan zengin olma hırsı ise, müslümana yakışmayan kötü bir ahlaktır. Bu tip insanların en bariz özellliği de yalan söylemeleri, helal-haram hassasiyetinden uzak, insanları aldatmaya çalışmalarıdır. Ancak unutulmamalıdır ki, insanoğlu gerçekte sadece kendini aldatabilmiştir.

Hutbemi Hz. Musa’nın, zenginliğiyle ünlü Karun’a yaptığı şu nasihati ile bitirmek istiyorum: (Ey Karun!) Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda) harcayarak ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de insanlara iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah bozguncuları sevmez.”[3]

 

DİTİB Hutbe Komisyonu

 

[1] Nisa, 4/29
[2] Tirmizi, Buyu’ 4
[3] Kasas, 28/77

 

2020-11-20